Şarkılar... İlk Dinlenildikleri Yerleri Anımsatırlar.

approaching the thaw

Şarkılar...
İlk dinlenildikleri yerleri anımsatırlar.
Kime kızdıysan
Kimi gömdüysen
Kimi özlediysen
Onu anımsatırlar.

İstemeden de olsa ithaf edersin
En barışık melodilerini

İstemeden de olsa dinlemeyi unutursun,
Paylaşmak istemezsin
En dost seslerini

Şarkılar...
Unutmak istediklerini anımsatırlar.
Kime solduysan
Kimi kırdıysan
Kimi vurduysan
Onu anımsatırlar.

Zor da olsa kurban edersin
En suçsuz sözlerini

Zor da olsa başkalarını ağırlarsın,
Boş bırakmayı istemezsin
En dost yerlerini

Posted May 4, 2012

Kadın mı ki Vurmasan Bile Kanar?

GROTESQUE

Bir savaşın getirdiklerine özenmişken
sadece
Her bir ısırık senin bir benzerini
daha
doğurur

Ve
yere düşen her bir damlana üzülsen
bile

Her bir adımında
ardında
bir iz daha
bırakır

Hislerin doğruların kadar
yalancı
Doğurabildiklerin yetersiz,
Doğabildiğin vakitler
yersiz

Masalın da senin gibi
dolu
Kadın mı ki
vurmasan bile
kanar?

Anlatır
öyle
ya da
böyle
kendini

Bir şekilde?

Biliyorsun
uyuyorken
vurmazsın

Vurulacaksan
ayık olacaksın

Alın dediğin yazmak içinse sadece
yazık

Kanayacaksan
layık
olacaksın

Bunu biliyorsun

Biliyorum
Uyurlarken
vurmazsın

Masalın da senin gibi
tahmin edilebilir
Yarın mı ki
doğmadan bile
batar?

Salı

45 - 6

Salı.
Ne bir gram Pazartesi.
Ne de bir gram Çarşamba.
Salı işte.

Gözlerindeki sinekleri kovmaktan aciz aç çocuklar için ne kadar Salı ise,
Ya da rahmindeki bebeğiyle striptiz yapmaya devam eden bir orospu için.
O kadar Salı işte.

Ait olmadığı bir ülkeyi terk eden bir mülteci için ne kadar Salı ise,
Ya da kan şekerini saat başı ölçmek zorunda olan bir müptela için.
O kadar Salı.

Salı.
Ne bir kışa ait.
Ne de bir yaza.
Salı işte.

Ayşecik'in pamukla doldurulmuş olduğunu öğrenen bir kız için ne kadar Salı ise,
Ya da oyuncak silahıyla vurduklarının bir türlü ölmediğini anlayan bir oğlan için.
O kadar Salı işte.

Deniz kenarında oturup ufka doğru çayını yudumlayan bir ihtiyar için ne kadar Salı ise,
Ya da yazarı belli olmayan bir kitabın sayfalarını boş boş çeviren bir terk için.
O kadar Salı.

AN//NE

Dovum Günün Kutlu Ossun Ayne

En çok simit seven kişi annemdir.
Ve de hamburger.
Ve de gazoz.
Ve de canlı çiçek.
Hatta yapma çiçek.

En çok erken uyanan kişi annemdir.
Ve de kahvaltıyı hazırlayan.
Ve de akşam yemeğini.
Ve de nevresimleri değiştiren.
Hatta yatakları düzelten.

En çok tüm bunlardan fazlası annemdir.
Ve de çok daha fazlasını hak eden.
Ve de her şeyi hatırlayan.
Ve de çok sorular soran.
Hatta çok sorular sorduğum.

"Mommy dear, tell me please is the world really round?
Tell me where is the bluebird of happiness found?
Tell me why is the sky up above is so blue?
And when you were a child did your mommy tell you?
What becomes of the sun when it falls into the sea?
And who lights it again bright as bright can be?
Tell me why can't I fly without wings through the skies?
Tell me why, Mommy dear, are there tears in your eyes?"
- Anonymous "Little Child"

 

yarın... olur.

Scapegoat

sorma nedenini
bu gece ağlayanların yağmurudur
şişeye düşemeyen kırık kalpli gözyaşlarını biriktiren
bir bisikletli gelir, rugan pabuçları, çamurlu mus çorapları
ve yarar, geçer ortadan, iz bırakmadan
iki yana savrulduktan sonra tekrar bir-ikinti oluverir

sorma nedenini
bu gece solanların fotoğrafıdır
gece bastırmadan dile gelen renkleri talan eden
bir çocuk gelir, üşümüş elleri, kirli kırılgan parmakları
ve yırtar, yaramazcasına, var gücüyle
iki parça düştükten sonra tekrar bir-leşir belki

sorma nedenini
bu gece yaralananların kabuğudur
utancından kapanamayan yaraları örten
bir el gelir, savunmasız, amaçsız bir sıcaklığa sahip
ve koparır, bilmeden kanatır, özür dilemeden
iki kez açtıktan sonra tekrar bir-az kapanır ümidiyle

gece aynı gece oysa...
nedense daha karanlık geldi birden.
saçmaladım,
yarın... olur.

kitapların çoğu da savaşmamızı istiyordu

YELLOW

seslendim, uyanmadın.
ne yaparsan yap savaşacaktı zaten tüm çocuklar.
kitapların çoğu da savaşmamızı istiyordu.

savaş kötü değil aslında.
öyle olsa bile her iyi şey başka bir kötü şeyin peşi sıra gelir.

seslendik, uyanmadın.
sadece yüzlerimizi boyadık.
taraf tuttuk.
hazırdık.

sen geç kaldın.

sonB-AhA®

Bending

renkleri bir bir topraklarına gömmüşsün
atlıkarıncayı çocuklarından ayırmışsın
geldiğin belli
yine zehir
yine zemberek
sonB-AhA®...

unuttuğum kadarını yaşatacak gibisin
bıraktığın yerden göğe kadar sürecek
belli özlemin
yine karşı
yine konulmaz
sonB-AhA®...

dolusun yine hüznün en safı ile
ulusun
bırak
rüzgarın deli deli yine
yalnız kalan kalsın
bırak
sen mi yalnız bıraktın
son anda
baharın sonunda
sonB-AhA®...

boynuna dolayacak seni
yine o kadarın
koynunda uyuyacak
yoksun kalanların
tüm bunlara hazır mısın
sonB-AhA®...

26.10.2008

Gerçek Zaman Yitirdiğin Zamandır

Spatter

Tutunmaya çalıştığın kalpler
Çoğu zaman kaygan olur
Düşüp durursun

ve 

Gerçek zaman yitirdiğin zamandır,
Bir türlü biriktiremediğin... 

Yağmuru Sevmeyi Öğrenemeyen Bir Kedi

HANGMAN

Ve anılar da durağandır aslında
Biten televizyon yanınının ardından ekranı kaplayan binlerce karıncanın aksine

Bazı şeylere canlı diyebilmek adına
Canlı olanlardan öldürmem gerekiyor.

Sonra...

Sonra,
"Doğanın kanunu" deyip geçiyorum.

Hayat,
Masanın üzerinde unuttuğum
Anahtarlar, fişler, fotoğraflar kadar unutkan

Yapışkan

Yazı da var üstelik 

Ölsün
Ölsün Haziranı, Temmuzu, Ağustosu!

Ölsünler ki
Yağmur başlasın

Ama yine de

Sevemedim
Yağmuru sevmeyi öğrenemeyen bir kedi gibiyim.

Yağmayı sevebileceğimi sanmıştım sadece,
Belki de.

Onca yağmurluğun, şemsiyenin var olduğunu bile bile.

BLOODFLOWERS

(download)

Siktir Edilesi Olsun Olmasın Siktir Ediveriyorum [Onlar da Siktir Olup Gidiyorlar]

"Funny How Secrets Travel"

Kullanılmış kulak temizleme çubuğu kıvamındaki silüetlere harcadığım vakte yanayım diyorum. Yanayım enine, boyuna, önüne, ardına. "Vah"lar ve "tüh"ler arasından farklı eşlikler seçeyim...

Olmuyor arkadaş!

Takınca uşankamı kafama, bende bir gülümseme. Ne poyraz kalıyor ne lodos. Bayramlarım ebedi, müziklerim özgün, vaktim bol, zihnim diri oluveriyor. 

Siktir edilesi olsun olmasın siktir ediveriyorum. Onlar da siktir olup gidiyorlar.

"Ne salakmışım" diyesim geliyor.

Hatta bazen "ne kadar salakmışsın" bakışlarını çözümlüyor gibi oluyorum.

Takıyorum uşankamı kafama, altta salt don olsa da bende bariz bir gülümseme. Hani bir iki dişim yitik olsa daha sıcak, daha samimi mi olurum ayna karşısında, emn değilim.

Neyse arkadaş!

O vakit tenim buğday, gamzem derin, dingin debili kanım, üçüncü boyuttan ötesi, ziyadesi...

Yine de enselerinden yakaladığım bütün sokak kedilerini yüzlerine fırlatmak istiyor gibi oluyorum bazı bazı. Ciğerden gelen bir istek belli, mideden yahut lenf düğümlerimden...

Karşı koyamıyorum arkadaş!

Takıyorum uşankamı kafama, bırakıyorum kedileri enselerinden, baskıyla hudutları terk eden kırk tilkime kırk karga da ben hediye ediyorum.

Siktir edilesi olsun olmasın siktir ediveriyorum. Onlar da birer birer siktir olup gidiyorlar. Bazısı durumu geç anlasa da siktir olup gidiyorlar işte.

"Ateş semenderi yakmaz."
M. Ullmann "Die Natur- und Geheimwissenschaften im Islam"