Gerçek Zaman Yitirdiğin Zamandır
Tutunmaya çalıştığın kalpler
Çoğu zaman kaygan olur
Düşüp durursun
ve
Gerçek zaman yitirdiğin zamandır,
Bir türlü biriktiremediğin...
morg |
kayıp eşya bürosu |
Tutunmaya çalıştığın kalpler
Çoğu zaman kaygan olur
Düşüp durursun
ve
Gerçek zaman yitirdiğin zamandır,
Bir türlü biriktiremediğin...
Ve anılar da durağandır aslında
Biten televizyon yanınının ardından ekranı kaplayan binlerce karıncanın aksine
Sonra...
Sonra,
"Doğanın kanunu" deyip geçiyorum.
Hayat,
Masanın üzerinde unuttuğum
Anahtarlar, fişler, fotoğraflar kadar unutkan
Ölsün
Ölsün Haziranı, Temmuzu, Ağustosu!
Ölsünler ki
Yağmur başlasın
Kullanılmış kulak temizleme çubuğu kıvamındaki silüetlere harcadığım vakte yanayım diyorum. Yanayım enine, boyuna, önüne, ardına. "Vah"lar ve "tüh"ler arasından farklı eşlikler seçeyim...
Olmuyor arkadaş!
Takınca uşankamı kafama, bende bir gülümseme. Ne poyraz kalıyor ne lodos. Bayramlarım ebedi, müziklerim özgün, vaktim bol, zihnim diri oluveriyor.
Siktir edilesi olsun olmasın siktir ediveriyorum. Onlar da siktir olup gidiyorlar.
"Ne salakmışım" diyesim geliyor.
Hatta bazen "ne kadar salakmışsın" bakışlarını çözümlüyor gibi oluyorum.
Takıyorum uşankamı kafama, altta salt don olsa da bende bariz bir gülümseme. Hani bir iki dişim yitik olsa daha sıcak, daha samimi mi olurum ayna karşısında, emn değilim.
Neyse arkadaş!
O vakit tenim buğday, gamzem derin, dingin debili kanım, üçüncü boyuttan ötesi, ziyadesi...
Yine de enselerinden yakaladığım bütün sokak kedilerini yüzlerine fırlatmak istiyor gibi oluyorum bazı bazı. Ciğerden gelen bir istek belli, mideden yahut lenf düğümlerimden...
Karşı koyamıyorum arkadaş!
Takıyorum uşankamı kafama, bırakıyorum kedileri enselerinden, baskıyla hudutları terk eden kırk tilkime kırk karga da ben hediye ediyorum.
Siktir edilesi olsun olmasın siktir ediveriyorum. Onlar da birer birer siktir olup gidiyorlar. Bazısı durumu geç anlasa da siktir olup gidiyorlar işte.
"Ateş semenderi yakmaz."
M. Ullmann "Die Natur- und Geheimwissenschaften im Islam"
Boşluğa rastgele dökülmüş harfler
Yer yer anlamlı
Çoğu zaman anlamsız
O kadar dağınık ki odam. Sanki içten patlamışım, duvarlara yağ yağ sürülmüşüm. Çıkmak bilmeyen lekeler hatıralarım, boya boya akmışım. Her bedenden giysilerim, her bedene bürünmüşüm. Işık açma kapama düğmem renk değiştirmiş, hep aynı yerine dokunmuşum, her gün aynı zaman diliminde. Buat kapaklarımla göz göze gelişimde, her seferinde, "keşke" diyorum. "Keşke gözlerimi örtseniz", rızam olmadan açılmış deliklerim nihayetinde.
"Kalbin içindeki bebek buruşuk ve topak topak."
Chuck Palahniuk "Ölüm Pornosu"
Camın hemen berisinde güneşlik, güneşliğin berisinde kısa tül perde. Güneşlik tülü koruyor, tül de beni. Uykuya daldığımda tülün delikleri üzerimde gofret gofret dokuluyor ay ışığını.
"Avanaklar özgürlüğü seçti. Ya sonra? Sonra çağlar boyunca zincirlerini özlediler. Dünya bu yüzden sefil anlıyor musun?"
Евгений Иванович Замятин "Biz"
İzleyebildiğim, izleyemediğim tüm filmler, asmaya cesaret edemediğim tüm afişlerim bir bir beni anlatıyor aslında. Okuyabildiğim, okuyamadığım, yarım bıraktığım kitaplar. Zaman zaman camın önünde bıraktığım. Sararıp soldurduğum. Rotasyon.
"Ertesi sabah, tekrar göl kenarına gitti. Boğularak intihar etmenin kolay olacağını düşünüyordu ama başaramadı. Tekrar su yüzeyine çıktığında ağzını sonuna kadar açtı, ciğerleri oksijenle doldu. Suyun içinde çırılçıplak durdu. Etrafında sadece kıyıdaki ağaçlar, sazlar ve gökyüzü vardı. Sonra çığlık attı. Takati kalmayana dek haykırdı, ölüme ve yalnızlığa ve acıya karşı haykırdı."
Ferdinand Von Schirach "Suç"
Bana yazılanlar, benim yazdıklarım. Odada her birinden ayrı bir esans var. Her birinin boğduğu hücrelerim belli. Domino taşlarından oluşmuş bir yol gibiyim odamda. Bir etki ve darmadağın her şey. Geçerken çarpıp düşürdüğüm onlarca fotoğraf gibi.
"Ben dünyaya ateş atmaya geldim. Eğer şimdiden tutuşmuşsa daha ne isterim?"
Luka Bap 12: 49-51
Kendi kendini sindirmeye adamış bir adam. Kendi kendini doldurmaya alışmış. Gözlerinde misketler, kablolardan damarlar, içinde oyuncak bıçağı ve plakları...
"Ve oradaki renkler yalnızca siyah ve beyaz olmalı, başkası değil."
H. G. Ginger "Necronomicon"
I am a verb without a present form
Forced to fit virtually any sentence
Dripping from lips that were once warm
Fell apart with a sudden repentance
I am neither a pinch more than I was
Nor the ruins of I could ever been
I am a broken mirror, never shined
Tried to indulge itself with a spark
It is never too bright for a blind
And I have just come out of the dark
I am an empty heart without a web
Lost in redemption from a single beat
bu gece iyi boyanmamış sanki.
ne karanlığı karanlık,
ne sessizliği bölünemez.
ne en uzun gece bu
ne de en dayanıklısı:
çok kalmadan güne teslim olacak gibi
beklediğim gece değil bu.
bende açılan her delik için bir dilek tuttuğum gece sadece.
bu gece iyi terkedilememiş sanki
ne nöbeti nöbet
ne uykusunu feda edebilir
ait olduğum gece değil bu.
kendime ucuz masallar okuduğum gece sadece.
ne öldüğüne değer bir gece
ne gördüğüne...
Dünya oldukça narin aslına bakarsan. Üzerine kök salıvermiş ya da kök salmaya çalışan ne varsa bir vakit sonra ölüp gidiyor. Sonbaharları ne kadar az üstelik. Kışa teslim oluveriyorlar hemen. Vay gidene. Kar altında kalana. Kalacak olanlara.
Ruh dediğin de bir siyam ikizi kadar enterasan aslına bakarsan. Bir siyam ikizi kadar da sıkıcı aynı zamanda. Sonsuz bir beraberlik değil neyse ki onlarınki bu dünyada. Ünlemin bölünmesi, noktasının çizgisinden ayrılması. Çizginin düşüşü, noktanın olduğu yerde kalışı. İşte böyle -. Vay gidene. Çizgisi düşene.
Narin dünyanın güzel fontlu bir ünlemini düşün şimdi. Geride kalanlardan düşün. Kendin için düşün. Çocukluğundakileri düşün, az biraz daha büyüdüğün zamankileri düşün. "Mümkün olsaydı senin ruhunu da içime sokabilseydim ama bir kişilik işte" dediğin ya da diyemediğin birisini düşün. Şimdi bu dünyada olmayan birisini düşün.
Bir hak verilseydi sana, şimdi, şu an... Hangi gidenini (bu hayattan) geri döndürmek isterdin? Kimi geri getirirdin?
Bu gece bunu düşünüp uyursun belki.
Belki rüyan daha hatırlanır olur.
Bu şarkı senin için. Duyuyorsundur belki 42°02′N 35°09′E civarlarında bir yerlerde...
her şeyin öyle ya da böyle bir hikayesi var
bir nedenden çıkmamış mı tüm savaşlar?
bir ben ait olamadım bir hikayeye
biraz oradan biraz buradan
durup dinlenecek bir yer bulamadım kendime
her gördüğüm yerin oldum
az ya da çok
ama hiçbir yerde kalamadım ölümüne
hiçbir medet umamadım
gönlümce şımaramadım
bu yüzden...yalnız şehirler seçmeye devam edeceğim gitmek için
ne benim kadar olsunlar
ne de benimle mutlu
varlığım da yokluğum da bir olsun
gelişime açmasınlar güneş
giderken de yağmur dökmesinler ardımdan
yine zaman gelecek
her şey, sen, ben, işte tüm bu yazılanlar silinecek
unutulacak
geriye bir tek yaptığım saçmalıklar,
yapamadığım gerçekler
ve yapmaya cesaret edemediklerim kalacak